1  |  2  |  3  |  4  |  5  |  6 |  7 |  8  |  9  |  10  |  11  |  12


  • sergiden haberler

    1  |  2  |  3  |  4  |  5 |  6  |  7  |  8  | 9


  •          

  • ANA-OĞUL BİR ARADA

    Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde açılan "Portreler" sergisinde şair olarak tanıdığımız Nâzım Hikmet'in bilinmeyen bir yönü sergileniyor. Aslında o söz cambazı olmasının ötesinde, iyi de bir ressamdı.

    Bu belki de alınyazısıdır. Öldükten sonra bile sevdiklerinden ayır(a)mamak. Ölüm ayırdı sevenleri öyle mi? Hayır, sevenler esas ölümde buluşurlardı. Sevmek bitmezdi, ölüm hiçbir şeye engel olamazdı. Onlar bilemediğimiz dünyalara uçup gittiler; belki bizi seyrediyorlar. Bizse onların yad-I cemilleriyle avunuyoruz. İşte ana ve oğul. Onların hikayeleri de diğerlerinden farksız. Ressam bir anne ile şair bir oğul. Biri geçiş döneminin en önemli kadın ressamlarından, diğeri ise yakın zamana keskin mısralarıyla meydan okuyan bir şair. Kim derdi ki öldükten sonraları ana ve oğul yeniden buluşacak, yeniden hasret giderecek, yeniden kucaklaşacaklar? Belki yıllar sonraki bu buluşma, yaşarken fısıldansaydı kulaklarına kendileri bile inanamazdı. Dedik ya alınyazısı işte.

    Bütün bu cümleler aslında Yapı Kredi Kültür Merkezi Kazım Taşkent Galerisi'nde açılan "Portreler" sergisi içindi. Gerçekten kültür dünyamız açısından önemli bir birliktelik sergiye taşındı. Belki sadece şair yönüyle tanıdığımız Nâzım Hikmet ilk kez bilinmeyen bir yönü ile gün yüzüne çıkacaktı. Annesi Celile Hanım ise Osmanlı'dan cumhuriyete geçiş neslinin belki ilk kadın ressamlarından biri idi zaten. Zaman da Nâzım Hikmet'in 100. Doğum yılına denk düşünce akıllarda unutulmayacak bir sergi başlamış oldu.

    "Pirâye, Pirâye.."

    Sergi iki ana bölümden oluşuyor; Nâzım Hikmet bölümü, Pirâye Hanım Koleksiyonu'ndan derlenmiş. Şairin, bu bölümde özellikle İstanbul Tevkifhanesi'nde başlayıp Çankırı ve Bursa cevaevlerinde süren hapishane yıllarının eserleri yer alıyor. Sergiye bu yıllar Nâzım'ın yaptığı portreler, desenler, defterler ve elişleri olarak yansımış. Titiz ve sade bir görüntü ile karşımıza çıkan eserlerde Nâzım'ın eşi Pirâye'ye olan aşkının ipuçlarını yakalayıveriyorsunuz. Yağlıboya, guvaj, pastel ve karakalem çalışmalar yapan Nâzım, kaldığı cezaevlerinin, mahkumlarının ve kendi otoportrelerinin görünümleri bir tarafta her an özlemini duyduğu eşi Pirâye'nin bir çok portresini yapmış ve Pirâye'ye de göndermiş. Tabii bu bölümde Pirâye için yazdığı şiirler de var: Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağir. / Buruşuyor hala gelmeyen mektuplar avucumda. / Yürek kirpiklerin ucunda / uzayıp giden toprak uğurlanır. / Benim bağırasım gelir: -"Pirâye, Pirâye!…"-diye…

    Üç gözlük üst üste

    Serginin ikinci bölümünde ise Nâzım Hikmet'in annesi Celile Hanım'ın yağlıboya, desen, pastel ve suluboyu çalışmaları yer alıyor. Serginin bu bölümü aile koleksiyonundan derlenmiş. Murat Germen, Celile Hanım'ın resim yapmaya düşkünlüğünü şöyle anlatıyor: "Resme olan sevgisi o kadar ki . belli bir yaştan sonra gözlerine katarakt indiğinde resim çalışmalarına devam edebilmek için üç gözlük üst üste takar. Üretken bir sanatçı olması dolayısıyla çok sayıda resim üreten Celile Hanım, bunların çoğunu etrafındakilere seve seve dağıtır. Özellikle hamam resimlerine çok sayıda talep gelir."

    Serginin bir güzel yanı ise hazırlanan kataloglarda gizli. Sergiyi kalıcı kılabilmek için iki hoş katalog hazırlanmış. Biri Nâzım Hikmet'e diğeri de Celile Hanım'a ait çalışmalar bunlar. İki kataloğunda editörlüğünü de Ömer Faruk Şerifoğlu üstlenmiş. Nâzım Hikmet: portreler kitabının bir ilginç yanı ise Pirâye'nin oğlu Mehmet Fuat'ın kaleminden anılara yer veriyor olması.




    03.02.2001-02-15
    BİZİM GAZETE-ZAMAN GAZETESİ